Şu Destanı

Şu Destanı

Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı Şu idi. Bu DestanŞu Destanı Türklerin İskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatılmaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk’de İskender’den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir. Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir:

İskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan’da hükümdar Şu isminde bir gençti. İskender’in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu. Bu sebeble de İskender’le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu. İskender’in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar.

Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: “Erler İskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç” dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen “Kalaç” bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. İskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk’e benziyor anlamında ” Türk maned ” dedi. Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de İskender’in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır.

Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar Şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak İskender’in öncülerini bozguna uğrattılar. Sonra iskender ile Şu barıştılar. İskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun’a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu.

Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir. Bu destana göre İskender Türkistan’a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doğuya çekilmişlerdi. İskender Türkistan’da mukavemetle karşılaşmamış bu sebeble de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler İskender’in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.

Alp Er Tunga Destanı

Alp Er Tunga Destanı Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga’nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev ‘in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot’ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında “Dokuz Oğuzlar” arasında “Er Tunga” adına yapılan “yuğ” merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan “Bezegelik” mabedinin duvarında da Alp Er Tunga’nın kanlı resmi bulunmaktadır. “Divan ü Lügat-it Türk” ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’a ve ” Kutadgu Bilig” yazarı Yusuf Has Hacip’e göre “Alp Er Tunga” iran destanı “şehname” deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı “Efrasiyab”dır. Divan ü Lûgat-it Türk’de Turan hükümdarlığının merkezi olarak “Kaşgar” şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin “Efrasyap” sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. Şecere-i Terakime’ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir. Tarihçi Mesudî de M.S.7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının “Efrasyab” soyundan olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle “Tunga Alp” le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini göstermektedir. Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir: Alp Er Tunga Öldü mü Dünya sahipsiz kaldı mı Korkak öcünü aldı mı Şimdi yürek yırtılır Felek yarar gözetti Gizli tuzak uzattı Beylerbeyini kaptı Kaçsa nasıl kurtulur Erler kurt gibi uludular Hıçkırıp yaka yırttılar Acı seslerle bağırdılar Ağlamaktan gözleri kapandı Beğler atlarını yordular Kaygı onları durdurdu Benizleri yüzleri sarardı Safran sürülmüş gibi oldular Kutadgu Bilig’de “Alp Er Tunga” hakkında şu bilgi verilmektedir: Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. İranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. İranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir. Kitapta olmasa onu kim tanırdı.” Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi İran destanı şehname’de tesbit edilmiştir. Şehnamenin başlıca konularından biri İran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap’tır. şehname’deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir: “Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine İran’a harp açtı. iki ordu Dihistan’da karşılaştılar. Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı’ları yendi. iran padişahı Efrasyap’a esir düştü. İran’ın ilk intikamını o zaman İran’a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına rağmen İran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab İran’ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. İran’ın yetiştirdiği en büyük kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab’ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. İran tahtında bulunan Keykâvus, hem oğlu Siyavuş’u hem de Zal oğlu Rüstem’i darılttı. Siyavuş Efrasyap’a sığındı . Siyavuş’un Turan’da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi Piran’ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev’in adını verdi. Efrasyab uzun yıllar Turan’da hükümdarlık etti. İran’lalar Siyavuş’un oğlu Keyhusrev’i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem’le işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev’in adamları tarafından öldürüldü. Şehnamede Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga’nın İran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş 140 yıl yaşadığı rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap’ın başarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir

Destean Resimleri

Devamı Gelecek…

Türeyiş Destanı

Türeyiş Destanı

Destan Hakkında Bilgi:

     Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk İmparatorluğunu Göktürkler’ den devralan Uygur Türkler’ i, Türeyiş Destanı ile soylarının vücud buluşunu anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında hakim bir inanış olarak beliren, soyun ilahi bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar.

     Uygur Türeeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile çok yekın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt motifi, gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanlarında bilhassa ilahileştirilmekte ve neslin başlangıcı ve devamı bu ilahi motife bağlanmaktadır.

     Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimalle, Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir muhitin veya daha tecrid edilip kavimleşmiş bir sıoyun küçük çapta bir yaradılış destanıdır. Nitekim, bundan sonra göreceğimiz, yine bir Uygur Destanı olan Göç Destanı, Türeyiş Destanının tabii bir devamı intibaını vermektedir.

Destan:

     Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Ökle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı.

     Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın çarelerini aradı. Ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı. Kızların ikisini de bu kaleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı tanrısına yalvarmağa başladı. Öyle bir yalvarıyor ve öyle yakarışlarla tanrısını çağırıyordu ki nihayet bir gün, Hakanın kendi aklınca inandığı tanrısı dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.

     Bu evlenmeden birçok çocuk doğdu; bunlara Dokuz Oğuz- On Uygur denildi ve bu çocukların hepsinin de sesi Bozkurt sesine benzedi, yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.

 KAYNAK: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu
Sayfa:125,126

Yaratılış Destanı

Yaratılış Destanı

Yakut’lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı olarak algılanmaktadır

Yer ve gökyüzü, hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada hiç durmadan uçuyordu.

Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi.

Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, nasıl yaratayım Su içinde yaşayan Ak Ana, su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen’e şöyle dedi:

Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren De ki hep,” yaptım oldu ” başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken,”yaptım olmadı” deme. Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu.

Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. İnsana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı:

“Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.”

Tanrı Ülgen yere bakarak : ” Yaratılsın yer!” Göğe bakarak “Yaratılsın Gök!” Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.

Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş. Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandışire’ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeyen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.

Dünya altı günde yaratılmıştı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmıştı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşten başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı.

Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü” insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.” dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana “Erlik” adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan olan yedi insan yarattı.

Erlik’in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. .

Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı, Büyük Türk Destanı’nın bir parçasıdır. Kök-Türkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı’nın, Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup, en büyük Türk destanlarından biridir. Ergenekon Destanı’nın, Türk toplum yaşamında yüzyıllarca etkisi olduğu gibi, bugün bile Anadolu’nun dağlık köylerinde, birtakım gelenek ve göreneklerde etkisi görülmektedir.Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı’nın ana çizgileri üzerine kurulmuş olup, bu destanın serbestçe genişletilmiş biçimidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile kaynağını belirleyen Türk soyu, Ergenekon Destanı ile de gelişip güçlenmesini, yayılış ve büyüyüş dönemlerini anlatmıştır. Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt Destanı’nın bittiği yerde, Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Efsanesi’nin devamı, Ergenekon Destanı’dır. Ergenekon Destanı, Cengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri, açıkça Kök Türkler ile ilgilidir. Kök Türk Devleti, MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin, ilkel Moğollar’dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca, Ergenekon Destanı’nın ana motiflerinden biri, Demirci‘dir. Destanda demirci, dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt’un önderliğinde Ergenekon’dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki, Göktürkler’in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler, başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler’in ataları, demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler, demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir. Göktürkler’in temel toprakları olan Altay ve Sayan dağları, zengin demir madenlerinin bulunduğu bir yerdi. Burada çıkan demirin yüksek cevherli olması ve Türkler tarafından mükemmel bir biçimde işlenmesi, çağın Türk savaş endüstrisinin en önemli özelliği idi. Göktürkler çağında Türkler’in işlettikleri demir ocakları ve dökümevleri bulunmuştur. Göktürkler demirden ürettikleri kılıç, kargı, bıçak gibi savaş araçlarının yanında yine demirden saban, kürek, orak gibi tarım araçlarını yapmakta da usta idiler. Oysa, Göktürklerden tam beş yüzyıl sonra, yine Türklerle birlikte olmak üzere bir devlet kuran Moğollar, demirciliği bilmezlerdi. Cengiz Han zamanında Moğollar’a elçi olarak gönderilen Çin’deki Sung sülalesinin generali Men Hung, yazmış olduğu ”Meng-Ta Pei-lu” adlı ünlü seyahatnamesinde, Moğollar’ın Cengiz Han’dan önce maden işlemeyi bilmediklerini, ok uçlarını bile kemikten yaptıklarını, Moğollar’a demir silahların Uygur Türkleri’nden geldiğini anlatmaktadır. Zaten Moğollar, demirciliği Uygur Türkleri’nden öğrenmişlerdir. Aslında demircilik, o çağın Moğol düşüncesine göre büyücülere özgü korkunç bir sanattı. Ayrıca Bozkurt, Türkler’in kutsal hayvanıdır. Moğollar’ın kutsal hayvanı köpektir. Ergenekon Destanı’nda Türkler, Ergenekon ovasından çıkmak istediklerinde yol bulamazlar. Çare olarak da dağların demir madeni içeren bölümlerini eritip bir geçenek açmayı düşünürler. Demir madenini eritmek için dağların çevresine odun-kömür dizilir ve yetmiş deriden yetmiş körük yapılıp yetmiş yere konulur. Yedi ve yetmiş sayıları, dokuz ve katları ile birlikte, Türkler’in mitolojik sayılarındandır. Moğollar’ın mitolojik sayıları ise altı ve altmıştır. Destanda altmış yerine yetmiş sayısına yer verilmesi, bu efsanenin Moğolca bir metinden öğrenilmemiş olduğunu, Türkler’e ait olduğunu gösterir. Mağaralar, Türk mitolojisinde ve Türk halk düşüncesinde önemli bir yer tutarlar. Bu, yalnızca Göktürk efsanelerinde, Bozkurt ve Ergenekon destanlarında değil, Anadolu’daki masallarda da böyledir. Göktürk efsanelerinin, Bozkurt ve Ergenekon destanlarındaki motiflerin ufak değişikliklere uğramış örneklerini, Anadolu efsanelerinde de bulabiliriz. Hatta islami hikayelerde bile: Bir Anadolu efsanesinde Muhammed Hanefi (Hz. Ali’nin Hz. Fatma’dan sonra evlendiği ve bu evlilikten olan dört çocuğundan biridir. Diğer Çocukları; ise Ümmü Gülsüm, Zeynep ve Kasım’dır), önüne çıkan bir geyiği kovalar. Geyik bir mağaradan içeri girer. Muhammed Hanefi de geyiğin arkasından mağaraya girer. Mağaradan geçerek büyük bir ovaya varır ve burada Mine Hatun’la karşılaşır. Dikkat edilirse, bu Anadolu efsanesindeki mağara, Bozkurt’un hayatta kalan tek Türk gencini götürdüğü mağaranın ve mağaradan çıkılan ova da yine Bozkurt Destanı’ndaki kurdun, yaşayan tek Türk gencini mağaradan geçerek götürdüğü ovanın aynısıdır. Ayrıca yine bu ova, Ergenekon Destanı’ndaki Kayı ile Tokuz Oguz’un yurt tuttukları ovanın aynısıdır. Altay Türkleri’nin efsanelerinde de Bozkurt ve Ergenekon destanlarının izlerini görmek mümkündür. Bir Altay efsanesinde, bir bahadır avlanırken karşısına çıkan geyiği kovalamağa başlar. En sonunda bir Bakır-Dağ’ın önüne gelirler. Baştan başa bakırdan yapılmış olan dağ birden açılır ve geyik açılan delikten içeri girer. Genç bahadır da geyiği izler. Az sonra geyik kaybolur. Efsanenin devamında bahadır türlü canavarla, iyi yürekli yaşlı kişilerle, çok güzel kızlarla karşılaşır. Bu Altay efsanesinde de aynı mağara ve mağaradan geçilerek ulaşılan ova motifleri vardır ve bu Altay efsanesi, Muhammed Hanefi’nin efsanesine belirgin bir biçimde benzemektedir. Altay masal ve efsanelerinde bu tür öykülerin daha mitolojik biçimde olanları da vardır. Asya Büyük Hun Devleti’nde, bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde, devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası‘na giderler ve orada, hakanın başkanlığında dini törenler yapılır, atalara saygı gösterilir. Aynı törenler, Göktürk Devleti’nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası, Bozkurt’un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon’a ulaştırdığı mağaradır. Ancak bugün, bu mağaranın yeri bilinmiyor. Tabgaçlar da kayaları mağara biçiminde oyarlar ve burada yere, göğe, ata ruhlarına kurban sunarlardı. Bu kurban töreninden sonra da, çevreye kayın ağaçları dikilir, o bölgede kutsal bir orman oluşturulurdu. Asıl önemli olan nokta ise, bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Ayrıca, Aybek üd-Devâdârî’nin anlattığı, Türkler’in kökenine ilişkin ”Ay Ata Efsanesi”nde de mağara ve mağarada türeme motifi vardır. Bu efsanede de, Türkler’in ilk atası olan Ay Ata, bir mağarada meydana gelir. Ay Ata Efsanesi’ndeki mağara, ilk ataya bir ana rahmi görevi görmüştür. Ergenekon Destan’ı, Türkler’in yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal toprakların öyküsüdür. Ergenekon Destanı’nın önemli bir çizgisi, Türkler’in demircilik geleneğidir. Maden işlemek, demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak, Eski Türkler’in doğal sanatı ve övüncü idi. Ergenekon Destanı’nda Türkler, demirden bir dağı eritmiş ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirmişlerdir. Ergenekon Destanı ilk kez, Cengiz Han’ın kurmuş olduğu Türk-Moğol Devleti’nin tarihçisi Reşideddin tarafından saptanmıştır. Reşideddin, ”Câmi üt-Tevârih” adlı eserinde Ergenekon Destanı ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Fakat Reşideddin, -yukarıda da değinildiği gibi- bir Türk destanı olan Ergenekon Destanı’nı moğollaştırmıştır (Ergenekon Destanı’nın nasıl moğollaştırıldığı hakkında Prof.Dr.Bahaeddin Ögel’in, Türk Mitolojisi [1.cilt, 59-71. sayfalar] adlı yapıtında geniş bilgiler vardır). Ergenekon Destanı, Hıve hanı Ebulgazi Bahadır Han’ın 17.yy.da yazmış bulunduğu ”Şecere-Türk” (Türkler’in Soy Kütüğü) adlı esere de kaydedilmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşında’ki Anadolu’yu, Ergenekon’a benzeterek aynı adı taşıyan bir kitap yazmıştır. Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, öteki Türk destanlarında da olduğu gibi, ön planda ve baş roldedir. Bu kez Türkler’e yol göstericilik, kılavuzluk yapmaktadır. Bir rivayete göre Türkler, Ergenekon’dan 9 Martta çıkmışlardır. Başka bir rivayet ise bu tarihi 21 Mart (Nevruz Bayramı) olarak verir. Öyle anlaşılıyor ki, Ergenekon’dan çıkış işlemleri 9 Martta başlamış, 21 Martta da tamamlanmıştır.

Destan aşağıda özetlenmiştir: Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk’e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler’in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi. Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: “Türkler’e hile yapmazsak halimiz yaman olur !” Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, ”Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar” deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler’i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkler’i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler. O çağda Türkler’in başında İl Kagan vardı. İl Kagan’ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan’ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: “Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım.” Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler. Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu. Türkler’in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı’ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye “ERGENEKON” dediler. Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz’un birçok çocukları oldu. Kayı’nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz’un daha az oldu. Kayı’dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz’dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti. Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon’a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: “Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.” Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: “Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir.” Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı’nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu. Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk’ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt’un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar. Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türkler’in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar. Ergenekon’dan çıktıklarında Türkler’in kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler’in Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler’in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine’yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti’ni dört bir yana egemen kıldılar. Türk Beğleri, Ergenekon’dan Çıkış Gününü Kızgın Demir Döğerek Kutluyorlar.

Metehan Destanı

Metehan Destanı

——————————————————————————–

“Eşimi, atımı verdim, çünkü benimdir!”
“Toprak verilemez, çünkü devletindir!”
METE

1. METE’NİN GENÇLİĞİ OĞUZ-HAN’INKİNE BENZİYORDU

“Büyük Hun İmparatoru Mete’nin bir efsane halinde anlatılan gençliği, Oğuz-Han’ın hayatına benzetilmişti” :

Oğuz Kağan, müslüman olan Türklere göre, babası Kara Han’ı öldürmüş ve onun yerine geçmişti. Zamanımızdan 200 sene önce büyük bir Türk Tarihi yazmış olan bir Fransız bilgini, Oğuz Han’ın Mete olabileceğini söylemiş ve ikisi arasında da bir bağ görmüştü. Bu Fransız bilgininin görüşü, büsbütün de yanlış değildi.” Çünkü Mete de, Oğuz-Han gibi babasını öldürmüş ve onun yerine, hükümdar olmuştu.”Çin Tarihleri, Mete ile babası arasındaki savaşlar, bir tarih olayı hadisesi gibi anlatıyorlardı. Ama önemli olan nokta, Mete’nin hayatının gençlik çağlarının da, bir efsane olup olmadığı idi. Mete’nin daha sonraki hayatı ve savaşları hakkında, epey şeyler biliyoruz. Tarih kaynaklarından kronolojik olarak kesin bir şekilde verilen bu bilgiler, tarihin ve gerçeğin ta kendileri idiler. Ama bütün tarih boyunca, büyük hükümdarlarla olduğu gibi, Mete’nin hayatının da gençlik çağları, karanlık kalmakta ve bir nevi mitolojiye bürünmüş olarak anlatılmaktadır. Büyük hükümdarların, hemen hemen hepsinin de gençlik çağları, bir mitoloji perdesi arkasında gizlenmiş ve bu devreler, romantik bir şekilde anlatılmıştı. Çinliler, Mete’den sonra Hun’ları ve Ortaasya halklarını, birçok savaş ve temaslar sonunda, çok iyi bir şekilde tanıyabilmişlerdi. Fakat Mete’den önce, Çin kaynaklarında Ortaasya hakkında anlatılan bilgiler, çok karanlıktı. Çinliler bu çağda öyle ki, kendi sınırlarının dışındaki bölgelerden bile haberleri yoktu. Zaten Mete’nin hayatını anlatmağa başlayan Çin tarihleri, üslûp bakımından da mitolojik ve hikâyemsi bir dille konuşuyorlardı. Çin tarihinin üslûbu çok kuru, fakat kronolojik ve kesindi. Zaten bu bilgilerin çoğu, imparatora gelen raporlarla, Çin sarayından çıkan fermanların, kopyalarından başka bir şey değil idiler. Halbuki Mete’nin hayatından Çin tarihleri, âdeta bir Çin romanı gibi söz açıyorlardı.

“Çin tarihlerinin verdikleri yarım mitolojik bilgilere göre Mete, Oğuz-Han gibi kendi babasını öldürmüştü”:

Ortaasya’da Tuman adlı bir Hun reisi varmış. Bu reisin de Mete adlı büyük bir oğlu bulunuyormuş. Gerek babasının ve gerekse oğlunun adları, Çin tarihlerinde, zaten, Çin işaretleri ile yazılıyordu. İkiyüz sene önce bu işaretler, Mete şeklinde okunmuş ve bizim tarihçilerimiz de bu adı; Mete olarak yazmışlar ve Türkiye’ye yaymışlardı. Bugün Türkiye’mizde, bu büyük Hun İmparatorunu, “Mete” adı ile tanıyoruz. Birçok kimseler de bu adı, maalesef 200 sene önce okunan, böyle yanlış bir okunuşla, kendi adları olarak tanımaktadırlar. Aslında ise bu Çince işaretleri, “Mao-dun” şeklinde okumak gerekiyordu. Kendi hususî metodlarımıza göre, Mete’nin Türkçe adının herhalde “Bahadır” dan başka bir şey olmaması gerekiyordu. Ama ne yapalım ki, bugün Türkiye’miz de bu büyük Hun hükümdarı, Mete adı ile tanınmış ve öyle yayılmıştır. Mete hakkındaki Çin kaynaklarında okuduğumuz bu efsanemsi olaylar özet olarak şöyledir:

METE’NİN GENÇLİK EFSANESİ

Üçüncü yüzyıldı tam, çok önceydi İsa’dan,
Bir fırtına kopmuştu, taşmıştı İç Asya’dan!
Sonsuz at sürüleri, yerleri inletmişti.
Kurdumsu türküleri, gökleri çınlatmıştı!
Atlılar gelmişlerdi, ordular biçmişlerdi,
Volga, Sarı nehirden, kanıp, su içmişlerdi!
Tarihten uğultular, bir millet var diyordu!
Yazılı doğrultular, bir devlet var, diyordu!
Hunların ilindeydi, İç Asya ilindeydi,
Hun reisi Tuman-Han, herkesin dilindeydi!
Bayrağı direkteydi, büyük oğlu Mete’ydi,
Diğer bütün komşular, henüz birer çeteydi.
Tuman-Han da kanarmış, insanoğluymuy bu ya!
Bir cariye hep dermiş: “Bu Mete ölsün!” Diye.
Tuman fakat korkarmış, kadına da tapırmış,
Bir bahane ararmış, çünkü bir “Töre” varmış!
Soyuna bakarlarmış, tek kadın alırlarmış,
Sonraki hatunlarsa, mirâssız kalırlarmış.
Tuman oğlunu vermiş rehin Yüeçi’lere
Sonra da hücum etmiş, sormamış elçileri.
Yüe-çi’ler varmışlar, Mete’yi aramışlar,
Mete çoktan kaçmışmış, yolları taramışlar.
Tuman oğlunu görmüş, aklı başına dönmüş,
Şenlik düğün yaptırmış, güya çok mes’ut günmüş.
Mete’ye tümen vermiş, eline ferman vermiş,
Mete’nin disiplini, Dünyaya hep şan vermiş!
Asker Tanrı sanırmış, hep Mete’ye taparmış,
Ondan ne buyruk gelse, düşünmeden yaparmış.
Orduyu toplamışmış, atını oklamışmış,
Tümen disiplinini, böylece yoklamışmış.
Askerler ok atmışmış, atlar yere yatmışmış,
Atına kıymayanın, kanı yere akmışmış!
Bir defa şenlik yapmış, aileler toplanmış,
Ok atmış karısına, bütün eşler oklanmış!
Biraz nefes alanlar, azıcık geç kalanlar,
Kılıçtan geçirilmiş, görülmemiş kaçanlar!
Avlara gidilirmiş, şenlikler düzülürmüş,
Gelen ordular ile, hayvanlar sürülürmüş.
Tuman-Han ava gitmiş, Mete’ye de gel demiş,
Kurdu Mete avlamış, Tuman’sa keklik yemiş!
Avda bir ok uçmuşmuş, Tuman-Han’a gelmişmiş!
Gerçi derler ilk oku, Mete atmıştı, çoğu,
Mete’nin tümeni de, bu hedefi delmişmiş!
Oğuz’un babasıysa, yemişti “Tanrı oku”!
Bu bir efsane idi, ok bir bahane idi,
Töre’yi bozan Tuman, tam bir divane idi!

Çin tarihlerinde, Mete’nin babasını öldürüşü ile ilgili olay, böyle anlatılıyordu. “Zaten olayların anlatılışından da, bunun bir mitoloji olduğu, açık olarak görülüyordu.” Öyle anlaşılıyor ki bu çağda, Hunlar arasında da, buna benzer efsaneler yok değildi. Mete gibi büyük bir hükümdarın ortaya çıkışı, bütün Ortaasya’yı hakimiyeti altına alışı ve ayrıca komşularını da büyük bir dehşet saçısı sebebi ile, Ortaasya’nın eski mitoloji kahramanlarının hususiyetleri, Mete’ye yakıştırılmış ve onun faaliyetlerine uydurulmuştu.

2. “TÖRE”Yİ BABA BİLE BOZSA, ÖLMELİYDİ

Aslında ise, “Babalarını öldüren çocuk efsaneleri”, insanlığın hayalinde yaşamış, çok eski şuuraltı âkisleri idiler. Yunanistan’da da “Kral Ödip”, babasını öldürmüştü. Tabiî olarak, Türk efsanelerinden haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorları, kral Ödip’le ilgili efsaneyi de açıklamaktan geri kalmamışlar ve hatta şuuraltı görüntülerine göre, birçok tedavi şekilleri bile bulmuşlardı. Bizim eski “Rüya Tabirnâmeleri” mizde de, bu gibi hislerin açıklanmasına yer verilmiştir. Çünkü onlara göre, erkek çocuğun rüyasında, yeni cemiyetin yasak ettiği bir işe şuuraltında girişmiş olması anormal değildi. Tabiî olarak bu konuları Freud, birazda mubalâğa etmiş ve büyütmüştü. Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu teşhis yolu ile, birçok erkek çocuklarını da tedavi edip, iyileştirmişti. İşte, böyle, cemiyetin yasak ettiği; fakat şuurlatında toplanan istekler ile hisler, kendilerine masallarda gösteriyorlar ve bir mitoloji motifi haline giriyorlardı. Zaten, insaların ulaşamayacakları şeylerin pek çoğu, masallarda olmuş gibi anlatılıyorlardı. Türklerin, Mete ve Oğuz Han efsanelerinin, ne zaman meydana geldiklerini söylemenin, elbetteki imkânı yoktur. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar, tarihten çok önceki çağlarda, belki de insanlığın, henüz daha insanlıklarını bilmediği devirlerde, hissedilmiş ve duyulmuş hayallerden başka bir şey değil idiler. Yukarıdaki açıklamaları yapmakla,”Oğuz Kağan Destanı” nın, kesin olarak Freud’un nazariyesine göre düzenlenmiş olduğunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk Mitolojisine benzer, daha başka mitolojiler de vardır. Bu motifler, Avrupalı’lar tarafından yüzyıllar boyunca işlenmiş ve bir açıklanma yoluna doğru gidilmiştir. Türk Mitolojisi ise, hiç el atılmamış, üzerinde düşünülmemiş ve hatta birçoklarımızın, varlığına bile inanmadığımız bir konudur. Bunun içindir ki, bizden önce söylenmiş ve görülmüş gerçekleri de gözönünde tutarak, kendimize bir metod ve ışık aramak zorundayız.”, insanlığın hayalinde yaşamış, çok eski şuuraltı âkisleri idiler. Yunanistan’da da “Kral Ödip”, babasını öldürmüştü. Tabiî olarak, Türk efsanelerinden haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorları, kral Ödip’le ilgili efsaneyi de açıklamaktan geri kalmamışlar ve hatta şuuraltı görüntülerine göre, birçok tedavi şekilleri bile bulmuşlardı. Bizim eski “Rüya Tabirnâmeleri” mizde de, bu gibi hislerin açıklanmasına yer verilmiştir. Çünkü onlara göre, erkek çocuğun rüyasında, yeni cemiyetin yasak ettiği bir işe şuuraltında girişmiş olması anormal değildi. Tabiî olarak bu konuları Freud, birazda mubalâğa etmiş ve büyütmüştü. Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu teşhis yolu ile, birçok erkek çocuklarını da tedavi edip, iyileştirmişti. İşte, böyle, cemiyetin yasak ettiği; fakat şuurlatında toplanan istekler ile hisler, kendilerine masallarda gösteriyorlar ve bir mitoloji motifi haline giriyorlardı. Zaten, insaların ulaşamayacakları şeylerin pek çoğu, masallarda olmuş gibi anlatılıyorlardı. Türklerin, Mete ve Oğuz Han efsanelerinin, ne zaman meydana geldiklerini söylemenin, elbetteki imkânı yoktur. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar, tarihten çok önceki çağlarda, belki de insanlığın, henüz daha insanlıklarını bilmediği devirlerde, hissedilmiş ve duyulmuş hayallerden başka bir şey değil idiler. Yukarıdaki açıklamaları yapmakla,”Oğuz Kağan Destanı” nın, kesin olarak Freud’un nazariyesine göre düzenlenmiş olduğunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk Mitolojisine benzer, daha başka mitolojiler de vardır. Bu motifler, Avrupalı’lar tarafından yüzyıllar boyunca işlenmiş ve bir açıklanma yoluna doğru gidilmiştir. Türk Mitolojisi ise, hiç el atılmamış, üzerinde düşünülmemiş ve hatta birçoklarımızın, varlığına bile inanmadığımız bir konudur. Bunun içindir ki, bizden önce söylenmiş ve görülmüş gerçekleri de gözönünde tutarak, kendimize bir metod ve ışık aramak zorundayız.

Türk destanlarında , “Türk töresi” ne uymadığı gerekçesi ile, baba öldürme olayları yer alıyorlardı”:

Ortaasya’da söylene gelen efsanelerde büyük kahramanlara, insan üstü hususiyetler verilmek istenmişti. Oğuz Kağan Destanında da, bunun örneklerini pek çok görüyoruz. “Oğuz’un ayağı, ayı ayağı gibi; bileği ise, kurt bileğine benziyordu. Vucûdu, baştan aşağıya tüylerle örtülü idi. Annesinden doğar doğmaz, memeyi ağzına bir defa almış ve sütten bir yudum içtikten sonra da, annesine bir daha yanaşmamıştı. “Çiğ et yiyip, şarap istemeğe başlamıştı”. Aşağıda da söyleyeceğimiz gibi, “Türkler çiğ et yemezlerdi”. Ama korkunç bir kahraman, onlara göre, çiğ et de yiyebilirdi. Çünkü O, o kadar korkunç ve o kadar bahadır, bir kimse idi:

“Korkunç bir hakan olsun, çok büyük bir han olsun,
“Babasını öldürsün, Türk Töresi korunsun”.

Ortaasya efsanelerinde, “Manas Han’ın oğlu Semetey doğmuş ve epeyde büyümüştü. Ama ona hiç kimse bir ad bulamamıştı. Günün birinde yurtta, ansızın “Gök sakallı ” bir ihtiyar peyda olmuş ve Semetey-Han’ı kucağına alarak, O’na Semetey adını vermişti. Bundan sonra da bir şiir okumağa başlamıştı. Bu şiirin başında, “Semetey öyle büyük, öyle korkunç bir bahadır olacak ki, babasını bile öldürecek” diye söze başlanıyordu. Bu da, büyük bahadırlığın, bir hususiyeti idi. Çünkü, büyük bir kahraman gerekirse, babasına bile acımazdı ve öyle olması lâzımdı. Ama, Türk Mitolojisinde çok önemli bir nokta vardır. Bunu da, hiçbir zaman unutmamamız lâzımdır: “Ne Oğuz Kağan ve nede Mete, kendi öz ihtirasları için babalarını öldürmemişlerdi”. Babalarının öldürüşlerinin tek sebebi, onların “Türk töresine uymamış ve riayet etmemiş olmaları” idi. Çünkü Türk töresine göre taht, Mete’nin hakkı idi. Kendisi Baş-Hatun’dan, yani hükümdarın en asil hatunundan doğmuştu. Eski Türk töresine göre hükümdarlık, ancak onun hakkı olabilirdi. Halbuki, Mete’nin babasının yeni bir cariyesi araya girmişti. Babası zayıftı. Kadının tesirinde kalıyordu, “Töreyi unutuyor” ve asil olmayan bir çocuğu, onun yerine geçirmek istiyordu. Göktürk tarihinde, bunun örnekleri çoktur: Üçüncü Göktürk Kağanı Mohan Kağan’ın, çok değerli bir oğlu vardı. Savaşçılığı ve idaresi ile, Türkler arasında büyük bir ün yapmıştı. Ama annesi, birinci hatun değildi. Onun annesi de asil idi ama; asillik derecesi bir kağan doğurmak için yeterli görülmüyordu. Bu sebeple, Mohan Kağan’ın vasiyeti üzerine, kendi oğlu hükümdar olamamış ve yerine küçük kardeşi geçmişti. Hatta Mohan Kağan: Bir evlâtla baba arasındaki bağ, hiçbir şeyle mukayese edilemez. Ama ne yapayım ki aramızda bir de töre var”, şeklinde konuşmak zorunda kalmıştı.

“Oğul ile babanın, arasına girilmez,
“Mayasıdır Hakanın, Türk Töresi geçilmez!”

Oğuz-Han’da babasını öldürmüştü. Türk cemiyeti, Oğuz-Han’ın babasını öldürmesini, doğru ve töreye uygun bir hareket olarak görüyordu. Çünkü babası, Hak dinini kabul etmemiş ve Tanrı yoluna girmemişti. Hatta Oğuz-Kağan destanları, Kara-Han’ın kendi oğlu Oğuz-Kağan tarafından öldürüldüğünü de söylemiyorlardı. Kara-Han, bilinmeyen bir yerden gelen, bir kılıç darbesi ile ölmüştü. Bazıları da, “Kimin attığı bilinmeyen bir ok Kara-Han’ın hayatına son vermiştir”, diyorlardı. Bütün bu sözleri altında yatan, bir istek ve bir eğilim görülüyordu. “Kara-Han’ı, oğlu Oğuz Kağan değil; yine Tanrı öldümüştü”. Kimden geldiği bilinmeyen bu kılıç darbesi veya ok, Tanrı tarafından atılmış ve Kara-Han da, bu yolla cezalandırılmıştı. Türk destanlarının hiçbiri, Oğuz Han’ın elini, baba kanına bulandırmıyorlardı. Mete’de öyle idi. Mete’nin bizzat kendisi, babasını öldürmemişti. Türklerde ordu, bir milletin sembolü ve gerçek varlığı idi. Mete’nin babasını öldüren oklar, ordu tarafından atılmıştı. Tuman-Han, binlerce ve hatta onbinlerce ok ile ölmüştü. Mete’nin babası, bütün bir milletin okları ile cezalandırılmış ve bu yolla da töre, yerine getirilmişti.

“Mete ile Oğuz’un, babaları yanılmış,
“Tanrı vermiş cezayı, oğul yaptı sanılmış!”

Sitene Mesaj Hattı Ekle

<style type=”text/css”> div#footeruniq{ position: fixed; bottom:0; left:0; width:100%; height:10%; } </style> <div id=”footeruniq”> <iframe allowtransparency=”true” style=”width: 100%; height: 100%;” name=”kisamesajsitesi” marginWidth=”0″ marginHeight=”0″ src=”http://kisamesaj.info/kisamesaj.php?Git=KM&id=256″ frameBorder=”0″ scrolling=”no”></iframe> </div>

Sitene Periyodik Tablo Ekle

<style rswebbingrolloverstyle> A:link {text-decoration: none; color: #000066} A:visited {text-decoration: none; color: #000066} A:active {text-decoration: none; color: #000066} A:hover {text-decoration: none; color: #FF0000} </style><SCRIPT LANGUAGE=”JavaScript”> <!– function backTo() { if (window.name == “PeriodicTable”) self.close(); else location=”http://www.onsol.com/”; } function fillitin(elem,num,wgt,elec,orb,melt,boil,who,grav,iso) { Box = document.pertab Box.element.value = num + ” ” + elem; Box.disc.value = who; Box.weight.value = wgt; Box.shell.value = elec ; Box.orbit.value = orb; Box.degree.value = melt + ” | ” + boil; Box.spgrav.value = grav; Box.isotope.value = iso; } function nada() {return} // –> </SCRIPT> <FORM NAME=”pertab”> <TABLE BORDER=”0″ CELLSPACING=”1″> <TR> <TD COLSPAN=”2″ BGCOLOR=”#CCCC99″ ALIGN=CENTER VALIGN=MIDDLE> <I>KATI</I></TD> <TD COLSPAN=”2″ BGCOLOR=”#99FFFF” ALIGN=CENTER><I>SIVI</I></TD> <TD ALIGN=CENTER COLSPAN=”10″ BGCOLOR=”#CCCCCC” WIDTH=320 HEIGHT=24> <FONT FACE=”Arial,Helvetica”><B><A NAME=”top”> T H E P E R i Y O D İ K C E T V E L</A> </B></TD> <TD COLSPAN=”2″ BGCOLOR=”#FFFF66″ ALIGN=CENTER><I>GAZ</I></TD> <TD COLSPAN=”2″ BGCOLOR=”#C0C0C0″ ALIGN=CENTER><I>SYNTH</I></TD> </TR> <TR BGCOLOR=”#CCCCCC”> <TD COLSPAN=”19″ ALIGN=LEFT VALIGN=MIDDLE HEIGHT=24><TT> <INPUT TYPE=”text” NAME=”element” SIZE=”18″> <INPUT TYPE=”text” SIZE=”51″ NAME=”disc”>Keşfeden</TT></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Hydrogen’,’1′,’1.0079′,’1′,’1s1′,’-259.14′,’-252.87′, ‘Cavendish 1766′,’0.070′,’3′);”><FONT SIZE=1>1</FONT><BR> H</a></TD> <TD COLSPAN=”16″ ALIGN=”LEFT” BGCOLOR=”#CCCCCC”><TT> <INPUT TYPE=”text” SIZE=”10″ NAME=”weight”>Atom Ağırlığı <INPUT TYPE=”text” SIZE=”25″ NAME=”degree”>Kaynama derecesi(C) </TT></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Helium’,’2′,’4.0026′,’2′,’1s2′,’-272C@26ATM’,’-268.6′, ‘Janssen 1868′,’0.1785′,’5′);”><FONT SIZE=1>2</FONT><BR> He</a></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Lithium’,’3′,’6.94′,’2,1′,’2s1′,’180.54′,’1347′, ‘Arfvedson 1817′,’0.534′,’5′);”><FONT SIZE=1>3</FONT><BR> Li</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Beryllium’,’4′,’9.01218′,’2,2′,’2s2′,’1278′,’2970′, ‘Vauquelin 1798′,’1.848′,’6′);”><FONT SIZE=1>4</FONT><BR> Be</a></TD> <TD COLSPAN=”10″ BGCOLOR=”#CCCCCC” ALIGN=LEFT><TT> <INPUT TYPE=”text” SIZE=”25″ NAME=”shell”>Shell <INPUT TYPE=”text” SIZE=”3″ NAME=”isotope”>Izotop </TT></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Boron’,’5′,’10.81′,’2,3′,’2p1′,’2300′,’2550′, ‘Gay-Lussac & Thenard; Davy 1808′,’2.87′,’6′);”><FONT SIZE=1>5</FONT><BR> B</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Carbon’,’6′,’12.011′,’2,4′,’2p2′,’3500′,’4827′, ‘(Prehistoric)’,’1.8-3.5′,’7′);”><FONT SIZE=1>6</FONT><BR> C</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Nitrogen’,’7′,’14.0067′,’2,5′,’2p3′,’-209.9′,’-195.8′, ‘Rutherford 1772′,’0.808′,’8′);”><FONT SIZE=1>7</FONT><BR> N</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Oxygen’,’8′,’15.9994′,’2,6′,’2p4′,’-218.4′,’-183.0′, ‘Preistley 1774′,’1.14′,’8′);”><FONT SIZE=1>8</FONT><BR> O</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Flourine’,’9′,’18.998403′,’2,7′,’2p5′,’-219.62′,’-188.14′, ‘Moissan 1886′,’1.108′,’6′);”><FONT SIZE=1>9</FONT><BR> F</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Neon’,’10′,’20.17′,’2,8′,’2p6′,’-248.6′,’-246.1′, ‘Ramsay & Travers 1898′,’0.89990′,’8′);”><FONT SIZE=1>10</FONT><BR> Ne</a></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Sodium’,’11′,’22.98977′,’2,8,1′,’3s1′,’97.8′,’882.9′, ‘Davy 1807′,’0.971′,’7′);”><FONT SIZE=1>11</FONT><BR> Na</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Magnesium’,’12′,’24.305′,’2,8,2′,’3s2′,’638.8′,’1090′, ‘Black 1775′,’1.738′,’8′);”><FONT SIZE=1>12</FONT><BR> Mg</a></TD> <TD COLSPAN=”10″ BGCOLOR=”#CCCCCC” ALIGN=LEFT><TT> <INPUT TYPE=”text” SIZE=”6″ NAME=”orbit”>Orbital <INPUT TYPE=”text” SIZE=”10″ NAME=”spgrav”>SpecificGravity </TT></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Aluminum’,’13′,’26.98154′,’2,8,3′,’3p1′,’660.37′,’2467′, ‘Wohler 1827′,’2.6989′,’8′);”><FONT SIZE=1>13</FONT><BR> Al</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Silicon’,’14′,’28.0855′,’2,8,4′,’3p2′,’1410′,’2355′, ‘Berzelius 1824′,’2.33′,’8′);”><FONT SIZE=1>14</FONT><BR> Si</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Phosphorous’,’15′,’30.97376′,’2,8,5′,’3p3′,’44.1′,’280′, ‘Brand 1669′,’1.82′,’7′);”><FONT SIZE=1>15</FONT><BR> P</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Sulfur’,’16′,’32.06′,’2,8,6′,’3p4′,’112.8′,’444.6′, ‘(Prehistoric)’,’2.07′,’10′);”><FONT SIZE=1>16</FONT><BR> S</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Chlorine’,’17′,’35.453′,’2,8,7′,’3p5′,’-100.98′,’-34.6′, ‘Scheele 1774′,’1.56′,’11′);”><FONT SIZE=1>17</FONT><BR> Cl</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Argon’,’18′,’39.948′,’2,8,8′,’3p6′,’-189.3′,’-186′, ‘Rayleigh & Ramsay 1894′,’1.7837′,’8′);”><FONT SIZE=1>18</FONT><BR> Ar</a></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Potassium’,’19′,’39.0983′,’2,8,8,1′,’4s1′,’63.65′,’774′, ‘Davy 1807′,’0.862′,’10′);”><FONT SIZE=1>19</FONT><BR> K</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Calcium’,’20′,’40.08′,’2,8,8,2′,’4s2′,’839′,’1484.4′, ‘Davy 1808′,’1.55′,’14′);”><FONT SIZE=1>20</FONT><BR> Ca</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Scandium’,’21′,’44.9559′,’2,8,9,2′,’3d1′,’1539′,’2832′, ‘Nilson 1879′,’2.989′,’15′);”><FONT SIZE=1>21</FONT><BR> Sc</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Titanium’,’22′,’47.90′,’2,8,10,2′,’3d2′,’1660′,’3287′, ‘Gregor 1791′,’4.55′,’9′);”><FONT SIZE=1>22</FONT><BR> Ti</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Vanadium’,’23′,’50.9415′,’2,8,11,2′,’3d3′,’1890±10′,’3380′, ‘del Rio 1901′,’6.11′,’9′);”><FONT SIZE=1>23</FONT><BR> V</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Chromium’,’24′,’51.996′,’2,8,13,1′,’3d5′,’1857′,’2672′, ‘Vauquelin 1797′,’7.18-7.20′,’9′);”><FONT SIZE=1>24</FONT><BR> Cr</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Manganese’,’25′,’54.9380′,’2,8,13,2′,’3d5′,’1245′,’1962′, ‘Gahn, Scheele & Bergman 1774′,’7.21-7.44′,’11′);”><FONT SIZE=1>25</FONT><BR> Mn</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Iron’,’26′,’55.847′,’2,8,14,2′,’3d6′,’1535′,’2750′, ‘(Prehistoric)’,’7.894′,’10′);”><FONT SIZE=1>26</FONT><BR> Fe</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Cobalt’,’27′,’58.9332′,’2,8,15,2′,’3d7′,’1495′,’2870′, ‘Brandt c.1735′,’8.9′,’14′);”><FONT SIZE=1>27</FONT><BR> Co</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Nickel’,’28′,’58.71′,’2,8,16,2′,’3d8′,’1453′,’2732′, ‘Cronstedt 1751′,’8.902′,’11′);”><FONT SIZE=1>28</FONT><BR> Ni</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Copper’,’29′,’63.546′,’2,8,18,1′,’3d10′,’1083′,’2567′, ‘(Prehistoric)’,’8.96′,’11′);”><FONT SIZE=1>29</FONT><BR> Cu</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Zinc’,’30′,’65.38′,’2,8,18,2′,’3d10′,’419.58′,’907′, ‘(Prehistoric)’,’7.113′,’15′);”><FONT SIZE=1>30</FONT><BR> Zn</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Gallium’,’31′,’69.735′,’2,8,18,3′,’4p1′,’29.78′,’2403′, ‘Boisbaudran 1875′,’5.904′,’14′);”><FONT SIZE=1>31</FONT><BR> Ga</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Germanium’,’32′,’72.59′,’2,8,18,4′,’4p2′,’937.4′,’2830′, ‘Winkler 1886′,’5.323′,’17′);”><FONT SIZE=1>32</FONT><BR> Ge</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Arsenic’,’33′,’74.9216′,’2,8,18,5′,’4p3′,’81@28ATM’,’Sublimes@613′, ‘Albertus Magnus 1250?’,’5.73′,’14′);”><FONT SIZE=1>33</FONT><BR> As</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Selenium’,’34′,’78.96′,’2,8,18,6′,’4p4′,’217′,’684.9′, ‘Berzelius 1817′,’4.79 gray’,’20′);”><FONT SIZE=1>34</FONT><BR> Se</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#99FFFF”> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Bromine’,’35′,’79.904′,’2,8,18,7′,’4p5′,’-7.2′,’58.78′, ‘Balard 1826′,’3.12′,’19′);”><FONT SIZE=1>35</FONT><BR> Br</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″> <IMG SRC=”../../images/clear.gif” WIDTH=1 HEIGHT=1 HSPACE=15><BR> <a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Krypton’,’36′,’83.80′,’2,8,18,8′,’4p6′,’-157.2′,’-153.4′, ‘Ramsay & Travers 1898′,’3.733′,’23′);”><FONT SIZE=1>36</FONT><BR> Kr</a></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Rubidium’,’37′,’85.467′,’2,8,18,8,1′,’5s1′,’38.89′,’688′, ‘Bunsen & Kirchoff 1861′,’1.532′,’20′);”><FONT SIZE=1>37</FONT><BR> Rb</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Strontium’,’38′,’87.62′,’2,8,18,8,2′,’5s2′,’769′,’1384′, ‘Davy 1808′,’2.54′,’18′);”><FONT SIZE=1>38</FONT><BR> Sr</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Yttrium’,’39′,’88.9059′,’2,8,18,9,2′,’4d1′,’1523′,’3337′, ‘Gadolin 1794′,’4.457′,’21′);”><FONT SIZE=1>39</FONT><BR> Y</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Zirconium’,’40′,’91.22′,’2,8,18,10,2′,’4d2′,’1852±2′,’4377′, ‘Klaproth 1789′,’6.506′,’20′);”><FONT SIZE=1>40</FONT><BR> Zr</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Niobium’,’41′,’92.9064′,’2,8,18,13,1′,’4d4′,’2468±10′,’4927′, ‘Hatchett 1801′,’8.57′,’24′);”><FONT SIZE=1>41</FONT><BR> Nb</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Molybdenum’,’42′,’95.94′,’2,8,18,13,1′,’4d5′,’2617′,’4612′, ‘Scheele 1778′,’10.22′,’20′);”><FONT SIZE=1>42</FONT><BR> Mo</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Technetium’,’43′,’98.9062′,’2,8,18,14,1′,’4d6′,’2200±50′,’4877′, ‘Perrier & Segre 1937′,’11.50′,’23′);”><FONT SIZE=1>43</FONT><BR> Tc</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Ruthenium’,’44′,’101.07′,’2,8,18,15,1′,’4d7′,’2250′,’3900′, ‘Klaus 1844′,’12.44′,’16′);”><FONT SIZE=1>44</FONT><BR> Ru</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Rhodium’,’45′,’102.9055′,’2,8,18,16,1′,’4d8′,’1966±3′,’3727′, ‘Wollaston 1803′,’12.41′,’20′);”><FONT SIZE=1>45</FONT><BR> Rh</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Palladium’,’46′,’106.4′,’2,8,18,18′,’4d10′,’1552′,’2927′, ‘Wollaston 1803′,’12.02′,’21′);”><FONT SIZE=1>46</FONT><BR> Pd</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Silver’,’47′,’107.868′,’2,8,18,18,1′,’4d10′,’961.93′,’2212′, ‘(Prehistoric)’,’10.5′,’27′);”><FONT SIZE=1>47</FONT><BR> Ag</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Cadmium’,’48′,’112.41′,’2,8,18,18,2′,’4d10′,’320.9′,’765′, ‘Stromeyer 1817′,’8.65′,’22′);”><FONT SIZE=1>48</FONT><BR> Cd</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Indium’,’49′,’114.82′,’2,8,18,18,3′,’5p1′,’156.61′,’2000±10′, ‘Riech & Richter 1863′,’7.31′,’34′);”><FONT SIZE=1>49</FONT><BR> In</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Tin’,’50′,’118.69′,’2,8,18,18,4′,’5p2′,’231.9′,’2270′, ‘(Prehistoric)’,’7.31 white’,’28′);”><FONT SIZE=1>50</FONT><BR> Sn</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Antimony’,’51′,’121.75′,’2,8,18,18,5′,’5p3′,’630′,’1750′, ‘(Early historic)’,’6.61′,’29′);”><FONT SIZE=1>51</FONT><BR> Sb</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Tellurium’,’52′,’127.60′,’2,8,18,18,6′,’5p4′,’449.5′,’989.8′, ‘von Reichenstein 1782′,’6.24′,’29′);”><FONT SIZE=1>52</FONT><BR> Te</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Iodine’,’53′,’126.9045′,’2,8,18,18,7′,’5p5′,’113.5′,’184@35atm’, ‘Cortois 1811′,’4.93′,’24′);”><FONT SIZE=1>53</FONT><BR> I</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Xenon’,’54′,’131.30′,’2,8,18,18,8′,’5p6′,’-111.9′,’-108.1′, ‘Ramsay & Travers 1898′,’3.52′,’31′);”><FONT SIZE=1>54</FONT><BR> Xe</a></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Cesium’,’55′,’132.9054′,’2,8,18,18,8,1′,’6s1′,’28.5′,’678.4′, ‘Bunsen & Kirchoff 1863′,’1.873′,’22′);”><FONT SIZE=1>55</FONT><BR> Cs</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Barium’,’56′,’137.33′,’2,8,18,18,8,2′,’6s2′,’725′,’1140′, ‘Davy 1808′,’3.5′,’25′);”><FONT SIZE=1>56</FONT><BR> Ba</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Lanthanum’,’57′,’138.9055′,’2,8,18,18,9,2′,’5d1′,’920′,’3469′, ‘Mosander 1839′,’6.166′,’19′);”><FONT SIZE=1>57</FONT><BR> La</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Hafnium’,’72′,’178.49′,’2,8,18,32,10,2′,’5d2′,’2150′,’5400′, ‘Coster & von Hevesy 1923′,’13.31′,’17′);”><FONT SIZE=1>72</FONT><BR> Hf</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Tantalum’,’73′,’180.947′,’2,8,18,32,11,2′,’5d3′,’2996′,’5425±100′, ‘Ekeberg 1801′,’16.654′,’19′);”><FONT SIZE=1>73</FONT><BR> Ta</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Tungsten’,’74′,’183.85′,’2,8,18,32,12,2′,’5d4′,’3410±20′,’5660′, ‘J. & F. d’Elhuyar 1783′,’19.3′,’22′ );”><FONT SIZE=1>74</FONT><BR> W</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Rhenium’,’75′,’186.207′,’2,8,18,32,13,2′,’5d5′,’3180′,’5627′, ‘Noddack, Berg & Tacke 1925′,’21.02′,’21′);”><FONT SIZE=1>75</FONT><BR> Re</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Osmium’,’76′,’190.2′,’2,8,18,32,14,2′,’5d6′,’3045′,’5027′, ‘Tennant 1803′,’22.57′,’19′);”><FONT SIZE=1>76</FONT><BR> Os</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Iridium’,’77′,’192.22′,’2,8,18,32,15,2′,’5d7′,’2410′,’4527±100′, ‘Tennant 1803′,’22.42′,’25′);”><FONT SIZE=1>77</FONT><BR> Ir</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Platinum’,’78′,’195.09′,’2,8,18,32,17,1′,’5d9′,’1772′,’3827′, ‘Ulloa 1735′,’21.45′,’32′);”><FONT SIZE=1>78</FONT><BR> Pt</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Gold’,’79′,’196.9665′,’2,8,18,32,18,1′,’5d10′,’1064.43′,’2807′, ‘(Prehistoric)’,’19.32′,’21′);”><FONT SIZE=1>79</FONT><BR> Au</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#99FFFF”><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Mercury’,’80′,’200.59′,’2,8,18,32,18,2′,’5d10′,’-38.87′,’356.58′, ‘(Prehistoric)’,’13.546′,’26′);”><FONT SIZE=1>80</FONT><BR> Hg</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Thallium’,’81′,’204.37′,’2,8,18,32,18,3′,’6p1′,’303.5′,’1457±10C’, ‘Crookes 1861′,’11.85′,’28′);”><FONT SIZE=1>81</FONT><BR> Tl</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Lead’,’82′,’207.2′,’2,8,18,32,18,4′,’6p2′,’327.5′,’1740′, ‘(Prehistoric)’,’11.35′,’29′);”><FONT SIZE=1>82</FONT><BR> Pb</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Bismuth’,’83′,’208.9804′,’2,8,18,32,18,5′,’6p3′,’271.3′,’1560±5C’, ‘Geoffroy 1753′,’9.747′,’19′);”><FONT SIZE=1>83</FONT><BR> Bi</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Polonium’,’84′,’(209)’,’2,8,18,32,18,6′,’6p4′,’254′,’962′, ‘Curie 1898′,’9.32′,’34′);”><FONT SIZE=1>84</FONT><BR> Po</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Astatine’,’85′,’(210)’,’2,8,18,32,18,7′,’6p5′,’302′,’337′, ‘Corson et al. 1940′,’—’,’21′);”><FONT SIZE=1>85</FONT><BR> At</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#FFFF66″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Radon’,’86′,’(222)’,’2,8,18,32,18,8′,’6p6′,’-71′,’-61.8′, ‘Dorn 1900′,’4.4′,’20′);”><FONT SIZE=1>86</FONT><BR> Rn</a></TD> </TR> <TR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Francium’,’87′,’(223)’,’2,8,18,32,18,8,1′,’7s1′,’27′,’677′, ‘Perey 1938′,’—’,’21′);”><FONT SIZE=1>87</FONT><BR> Fr</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Radium’,’88′,’226.0254′,’2,8,18,32,18,8,2′,’7s2′,’700′,’1737′, ‘P. & M. Curie 1898′,’5.0?’,’15′);”><FONT SIZE=1>88</FONT><BR> Ra</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Actinium’,’89′,’(227)’,’2,8,18,32,18,9,2′,’6d1′,’1050′,’3200±300′, ‘Debierne 1899′,’10.07′,’11′);”><FONT SIZE=1>89</FONT><BR> Ac</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Rutherfordium’,’104′,’(261)’,’2,8,18,32,32,10,2′,’6d2′,’N/A’,’N/A’, ‘Lawrence Berkeley Lab-USA / Dubna Lab-Russia 1964′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>104</FONT><BR> Rh</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Dubnium’,’105′,’(262)’,’2,8,18,32,32,11,2′,’6d3′,’N/A’,’N/A’, ‘Lawrence Berkeley Lab-USA / Dubna Lab-Russia 1967′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>105</FONT><BR> Db</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Seaborgium’,’106′,’(263)’,’2,8,18,32,32,12,2′,’6d4′,’N/A’,’N/A’, ‘Lawrence Berkeley Lab-USA / Dubna Lab-Russia 1974′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>106</FONT><BR> Sg</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Bohrium’,’107′,’(262)’,’2,8,18,32,32,13,2′,’6d5′,’N/A’,’N/A’, ‘Armbruster, MŸnzenber et al. 1981′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>107</FONT><BR> Bh</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Hassium’,’108′,’(265)’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘Armbruster, Munzenber et al. 1984′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>108</FONT><BR> Hs</A></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Meitnerium’,’109′,’(266)’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘Armbruster, Munzenber et al. 1982′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>109</FONT><BR> Mt</A></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Ununnilium’,’110′,’(269)’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘Hofmann, Ninov et al. GSI-Germany 1994′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>110</FONT><BR> Uun</A></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Unununium’,’111′,’(272)’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘Hofmann, Ninov et al. GSI-Germany 1994′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>111</FONT><BR> Uuu</A></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Ununbium’,’112′,’(277)’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘Hofmann, Ninov et al. GSI-Germany 1996′,’—’,’—’);”> <FONT SIZE=1>112</FONT><BR> Uub</A></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Ununtrium’,’113′,’—’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘(not discovered yet)’,’—’,’—’);”><FONT SIZE=1>113</FONT><BR> Uut</A></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Ununquadium’,’114′,’—’,’—’,’—’,’N/A’,’N/A’, ‘(not discovered yet)’,’—’,’—’);”><FONT SIZE=1>114</FONT><BR> Uuq</A></TD> <TD COLSPAN=”4″></TD> </TR> <TR><TD></TD></TR> <TR> <TD COLSPAN=”3″ ALIGN=RIGHT VALIGN=TOP><FONT SIZE=”1″> lanthanons</FONT></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Cerium’,’58′,’140.12′,’2,8,18,20,8,2′,’4f2′,’795′,’3257′, ‘Berzelius & Hisinger; Klaproth 1803′,’6.771′,’19′);”> <FONT SIZE=1>58</FONT><BR> Ce</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Praseodymium’,’59′,’140.9077′,’2,8,18,21,8,2′,’4f3′,’935′,’3127′, ‘von Weisbach 1885′,’6.772′,’18′);”><FONT SIZE=1>59</FONT><BR> Pr</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Neodymium’,’60′,’144.24′,’2,8,18,22,8,2′,’4f4′,’1010′,’3127′, ‘von Weisbach 1885′,’6.80&7.004′,’16′);”><FONT SIZE=1>60</FONT><BR> Nd</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Promethium’,’61′,’(145)’,’2,8,18,23,8,2′,’4f5′,’N/A’,’N/A’, ‘Marinsky et al. 1945′,’—’,’14′);”><FONT SIZE=1>61</FONT><BR> Pm</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Samarium’,’62′,’150.4′,’2,8,18,24,8,2′,’4f6′,’1072′,’1900′, ‘Boisbaudran 1879′,’7.536′,’17′);”><FONT SIZE=1>62</FONT><BR> Sm</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Europium’,’63′,’151.96′,’2,8,18,25,8,2′,’4f7′,’822′,’1597′, ‘Demarcay 1896′,’5.282′,’21′);”><FONT SIZE=1>53</FONT><BR> Eu</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Gadolinium’,’64′,’157.25′,’2,8,18,25,9,2′,’4f7′,’1311′,’3233′, ‘Marignac 1880′,’7.898′,’17′);”><FONT SIZE=1>64</FONT><BR> Gd</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Terbium’,’65′,’158.9254′,’2,8,18,27,8,2′,’4f9′,’1360′,’3041′, ‘Mosander 1843′,’8.234′,’24′);”><FONT SIZE=1>65</FONT><BR> Tb</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Dysprosium’,’66′,’162.50′,’2,8,18,28,8,2′,’4f10′,’1412′,’2562′, ‘Boisbaudran 1886′,’8.540′,’21′);”><FONT SIZE=1>66</FONT><BR> Dy</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Holmium’,’67′,’164.9304′,’2,8,18,29,8,2′,’4f11′,’1470′,’2720′, ‘Delafontaine 1878′,’8.781′,’29′);”><FONT SIZE=1>67</FONT><BR> Ho</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Erbium’,’68′,’167.26′,’2,8,18,30,8,2′,’4f12′,’1522′,’2510′, ‘Mosander 1843′,’9.045′,’16′);”><FONT SIZE=1>68</FONT><BR> Er</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Thulium’,’69′,’168.9342′,’2,8,18,31,8,2′,’4f13′,’1545′,’1727′, ‘Cleve 1879′,’9.314′,’18′);”><FONT SIZE=1>69</FONT><BR> Tm</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Ytterbium’,’70′,’173.04′,’2,8,18,32,8,2′,’4f14′,’824′,’1466′, ‘Marignac 1878′,’6.972′,’16′);”><FONT SIZE=1>70</FONT><BR> Yb</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Lutetium’,’71′,’174.96′,’2,8,18,32,9,2′,’4f14′,’1656′,’3315′, ‘Urbain 1907′,’9.835′,’22′);”><FONT SIZE=1>71</FONT><BR> Lu</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER > </TD> </TR> <TR> <TD COLSPAN=”3″ ALIGN=RIGHT VALIGN=TOP><FONT SIZE=”1″> actinons</FONT></TD><BR> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Thorium’,’90′,’232.0381′,’2,8,18,32,18,10,2′,’6d2′,’1750′,’4790′, ‘Berzelius 1828′,’11.72′,’12′);”><FONT SIZE=1>90</FONT><BR> Th</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Proactinium’,’91′,’231.0359′,’2,8,18,32,20,9,2′,’5f2′,’1600′,’N/A’, ‘Hahn & Meitner 1917′,’15.37′,’14′);”><FONT SIZE=1>91</FONT><BR> Pa</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#CCCC99″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Uranium’,’92′,’238.029′,’2,8,18,32,21,9,2′,’5f3′,’1132′,’3818′, ‘Peligot 1841′,’-18.95′,’15′);”><FONT SIZE=1>92</FONT><BR> U</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Neptunium’,’93′,’237.0482′,’2,8,18,32,23,8,2′,’5f4′,’640′,’3902′, ‘McMillan & Abelson 1940′,’20.25′,’15′);”><FONT SIZE=1>93</FONT><BR> Np</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Plutonium’,’94′,’(244)’,’2,8,18,32,24,8,2′,’5f6′,’639.5±2′,’3235±19′, ‘Seaborg et al. 1940′,’19.84′,’16′);”><FONT SIZE=1>94</FONT><BR> Pu</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Americium’,’95′,’(243)’,’2,8,18,32,25,8,2′,’5f7′,’994′,’2607′, ‘Seaborg et al. 1944′,’13.67′,’13′);”><FONT SIZE=1>95</FONT><BR> Am</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Curium’,’96′,’(247)’,’2,8,18,32,25,9,2′,’5f7′,’1340′,’N/A’, ‘Seaborg et al. 1944′,’13.51′,’13′);”><FONT SIZE=1>96</FONT><BR> Cm</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Berkelium’,’97′,’(247)’,’2,8,18,32,26,9,2′,’5f8′,’N/A’,’N/A’, ‘Seaborg et al. 1949′,’14.00′,’8′);”><FONT SIZE=1>97</FONT><BR> Bk</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Californium’,’98′,’(251)’,’2,8,18,32,28,8,2′,’5f9′,’N/A’,’N/A’, ‘Seaborg et al. 1950′,’—’,’12′);”><FONT SIZE=1>98</FONT><BR> Cf</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Einsteinium’,’99′,’(254)’,’2,8,18,32,29,8,2′,’5f11′,’N/A’,’N/A’, ‘Ghiorso et al. 1952′,’—’,’12′);”><FONT SIZE=1>99</FONT><BR> Es</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Fermium’,’100′,’(257)’,’2,8,18,32,30,8,2′,’5f12′,’N/A’,’N/A’, ‘Ghiorso et al. 1953′,’—’,’10′);”><FONT SIZE=1>100</FONT><BR> Fm</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Mendelevium’,’101′,’(258)’,’2,8,18,32,31,8,2′,’5f13′,’N/A’,’N/A’, ‘Ghiorso et al. 1955′,’—’,’3′);”><FONT SIZE=1>101</FONT><BR> Md</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Nobelium’,’102′,’(259)’,’2,8,18,32,32,8,2′,’5f14′,’N/A’,’N/A’, ‘Ghiorso et al. 1957′,’—’,’7′);”><FONT SIZE=1>102</FONT><BR> No</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER BGCOLOR=”#C0C0C0″><a href=”javascript:nada()” onMouseOver=”fillitin(’Lawrencium’,’103′,’(260)’,’2,8,18,32,32,9,2′,’5f14′,’N/A’,’N/A’, ‘Ghiorso et al. 1961′,’—’,’20′);”><FONT SIZE=1>103</FONT><BR> Lr</a></TD> <TD WIDTH=31 HEIGHT=24 ALIGN=CENTER > </TD> </TR> <BR><BR><BR> </TABLE> </DIV> </FORM>